Bazen bir çığlık gelir ve değiştirir her şeyi: içinizde birikenler akar gider, rahatlarsınız. Peki ya çığlık atma mekanizmalarınız kapalıysa

Yaşamamızın ve asla ses çıkarmamamızın istendiği hayat -ki biz ona kapitalizm diyoruz- yeni yeni çığlıkları içinize boca ediyor. Güvencesizliğin, işsizliğin verdiği korkuyla, biat etmekten başka seçeneklerinin olmadığı kanıksatılanlar için, “karşı durmak”, “örgütlenmek”, “mücadele etmek” tedavülden kalkıyor. Sistemin bize sunduğu iş koşulları, hikmetinden sual edilmez bir halde önümüze sunuluyor. Vaziyet böyleyken de öfke ve isyan, sistem için zinhar uzak durmamız gereken kötü çocuklar halini alıyor.

Ama o çığlıklar, biz kabul edelim ya da etmeyelim, içimizde büyüyor. Her gün biraz daha eksiliyoruz, her gün aslında biraz daha ölüyoruz… Ve biliyoruz ki, öfkemiz adresine yönelmedikçe, bu öfke örgütlü bir hale gelmedikçe, “sömürü” kavramının “beyaz yakalı”lara uzak bir şey olmadığı idrak edilmedikçe cehennemin sınırları her gün biraz daha büyüyecek.

O zaman, haykırmaya bir yerden başlamak lazım…

Yazar byadmin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir