Takvim bundan 6 yıl öncesini gösteriyordu..

Üniversiteden yeni mezun olan genç kadın, şimdilerde okullarını bitirenlerden -kesin kez- daha umutlu olarak; diplomasını alarak memleketine dönmüştü.

Tek telaşı; ülkesinde çok sayıda mezun veren O bölümün diplomasını elinde tutmasıydı…

Aman ne vardı canım, yüksek lisans yapardı, doktora yapardı bir şekilde fark atardı!

Fark atmak…

Sistem, bunu istememiş miydi hep?

Seksenlerin çocukları olarak bizler; ‘anayasal ilkesi : rekabet’ olan bir düzenin ”neo” haline doğmamış mıydık!

Okulda, İşte, yaşamın her alanında; ‘rekabeti içselleştirmezsen ayakta kalamazsın’lar dayatılmamış mıydı bizlere!

Kadın, tiksindiği bu kelimeyi lügatinden çıkarmak istiyordu…

Ama ne var ki girmesi gereken sınavlar ve mülakatlar zinciri henüz başlıyordu…!

Sistem lütfediyordu; önce, ”Anası ağlamak” deyiminin hakkını ver bakalım…!

 

Kadın bugünden geçmişe doğru baktığında, bir çetele çıkarmak istedi. Kaç sınav kaç mülakat; kaç umut kaç hayal kırıklığı…

Fark etti ki bir AT’mış o yıllarda…Evet, bir AT…Hızlı koşması gereken bir at!

Hayır hayır At arkadaşa haksızlık etmeyelim, makine-robot falan olmalıydı o yıllarda…

Mütemadiyen ders çalışan, internetten sınavları takip eden, memurlarnet vb sosyal ağlardan ‘sınavdaşlarını’ yoklayan; bir ipucu peşinde sabahlara kadar buralarda takılan, boyuna CV’sini pazarlayan (!) -hala- umutlu olan ama gün geçtikçe öfkeli olan bir kadındı!

Ama O, şanslıydı birçoğuna göre…

Ülkesinin güneyinde, 3 çocuklu bir anne babanın tüm yaşamını çocuklarının eğitimine adadığı bir aileye mensuptu…

Hayali olan akademisyenlik için O’na ve kız kardeşine şans tanımışlardı.

Kadın,üniversiteden mezun olduktan kısa bir süre sonra memleketinde yeniden üniversite hayatına başlamıştı; bu sefer ne istediğini bilerek!

Ancak, bilmiyordu ki bu ülkede ne istediğini bilmeler de bir para etmiyordu!

Ülkede hep var olan fakat iyice ayyuka çıkan usulsüzlüklerden O da payına düşeni almıştı…Sınavları kazansa da mülakatlardan hep bir hayal kırıklığıyla dönmesi, kadını el mahkum yeni ve hiç istemediği bir iş yaşamına doğru sürüklüyordu…

Güneyden batıya, metropollerdeki sınavlar için harcadığı yol parası, mülakatlar için aldığı yeni cicileri (!) herhalde birkaç maaşı ederdi!

Sistemin yaşattığı umutsuzluklar, herkes gibi kadını da tek bir şeye değil birçok şeyle bir arada mücadeleye ittiğinden; bir şeyleri hep yarım bırakarak yola devam etmesi gerekiyordu…

”Bir yerden başlaman gerekiyor” diyen ne de çok insan vardı…Herkes herkes bir şeyler söylüyordu…Çocuklarının geleceği için ‘kredi furyasına’ katılan ailesi de artık daha sık tekrarlamaya başlamamış mıydı bu cümleyi…Yüksek not ortalamasıyla bitirdiği ders dönemini, bir türlü tamamlanamayan tez dönemi takip ederken, kadın bankacı olarak buluvermişti kendisini!

Şimdi ‘Sudan çıkmış balık olmak’ deyiminin hakkını verme zamanıydı…!

‘Vurun Çömez’e!’…Birikmiş işleri yığın, arşivlerde kaybedin, geç çıkartın; pert olmuş bir şekilde evine yollayın!

Ama sen sus! Sen sus kadın! İtiraz etme!

Hele aile-akraba cenahının yanında sakın ola yapayım deme bunu!

‘Çalışmaya niyeti yok ya bunun’ları havada uçuşturma!

İş yerinde için kan ağlasa da hep gül olur mu! Gül! Sen hizmet sektörü çalışanısın, müşterilerin bir dediğini iki etme, ağzına sıçsalar da yap bunu!

‘Şimdiki çalışanlar da pek bir isyankar canım! Biz böyle miydik; Şeflerimizin ağzına bakardık!’ diyenlere itaatte kusur etme olur mu…Ne de olsa Yeni Türkiye’mizde ‘biat’ yegane ruhsal tavrımız!

 

Kadın, hala çıkış yolu arıyordu…Her günü istifa edeceğimlerle işe başlıyordu…Ne var ki yapamıyordu bunu…

Kız kardeşi, bir diğer bankadan agresif satış politikasını huy edinemediğinden istifayı basmamış mıydı? Üstüne tazminat da ödememiş miydik ensesi kalınlara! Kadının çalıştığı banka daha rahat değil miydi, dayanmalıydı; önü daha açıktı canım!

Çıkış yolu…

Kadın bir kış günü, kararını verdi…

Henüz bir ‘işçi’ olduğunu bile idrak edemeyen; düzenin esiri olmuş onlarca çalışanlardan biri olmamak; uyanmayanları uyandırmak için elini taşın altına koymaya karar verdi!

Öfkesi ile umudu bir olup, O’nu; ‘yeni bir dünya düzeni’ için çabalayanların yanında saf tutmaya götürdü!

 

Şimdi her şey daha bir zor değil miydi…Kapitalizm eleştirisi yaparak kapitalizmin göbeğinde her gün ter akıtmak!

Yazık ki, kadın şunu fark ediyordu:

Artık sevemediği bu işten başka çıkış yolu en azından şu an için mümkün değildi… Ülkesi de dahil birçok ülke ‘diplomalı işsizlerle’ dolup taşıyordu! Bir kadın olarak, muktedirlerin sığ politikalarına hapsolmamak için -isyan haliyle- gittiği yere kadar çalışmaya devam etmeliydi!

Hem şimdi İsyanın yanında Umut daha bir güçlü durmuyor muydu!…

Takvimler 31’ini 1’ine bağlayan O Haziran gününü gösterdikten sonra, biz işçiler, dudağımızda zoraki olmayan gerçek tebessümlerle, iş yerlerimizde çalışmaya gitmemiş miydik!

 

Artık ‘Bir Halk Gülüyorsa Gülmek’ leri ve onlarca dizeyi iş yerlerimize taşımanın vakti dedi kadın; metropoldeki hayatından geçmişe bakarken…

Ama orda ama burada; ama mutlaka ‘bir arada’ olarak; ‘bir aradalıkları çoğaltarak’ inatla yola devam! derken, bir sahici tebessüm daha geldi oturdu dudağına…

 

 

Yazar dt