İş yerlerimizde fikirlerimiz ve duygularımızla ne kadar var olabiliyoruz?
10 Ekim’den sonraki günler, hep aklımızda olan bu soruyu daha da vurguladı. “Bu pazartesi hiçbir şey olmamış gibi işimizin başına dönmeyeceğiz. 12-13 Ekimde, yaşamlarımızı hiçe sayanlar için üretmeyeceğiz.” demiştik. Birçoğumuz o pazartesi işimizin başına döndük.
Hayatı durduramadık. Aksine, ölümlere rağmen bir an bile duraksamayan hayatın tam ortasında kaldık. Hiçbir şey olmamış gibi, ölenler sanki hiç yaşamamışlar gibi, patlamanın hemen ardından akışına devam eden Ankara sokakları gibi bir aldırmazlıkla karşılaştık.
“Neyin var, canın sıkkın gibi?” , “Ölenler arasında bir yakının mı vardı?”, “Sen de mi oradaydın?! Nasıl, tesadüfen mi geçiyordun?” gibi sorulara yutkunarak, zorla cevap verdik.
Hepsi yakınımdı, dedik. Ben de oradaydım çünkü 7 Haziran’dan bu yana süren savaşa ve kıyıma itirazım var, dedik. Dedik mi? Birçoğumuz diyemedik. Ne zamandır nefesimizi zorlayan boğazımızdaki o yumru biraz daha büyüdü sadece.
Aylardır süren bu savaş iş yerlerimize ancak o yumru kadar uğradı. Her gün canlarımız ölüyor. Çaresiz, etkisiz ve suçlu hissediyoruz. Bir gözümüz sosyal medyada, içimizde acı ve öfke büyürken; bir yandan işimize gücümüze bakıyoruz.
Görünürde her şey olağan. Havalar soğuk, trafik sıkışık, iş bu sıralar yoğun, fazla mesailer sık, patron/müdür asabi, kredi borçları sabit, kiralar yüksek… Sokaklar, plazalar, ofisler, döner koltuklar, bilgisayar ekranlarıyla dolu birbirinin aynı, sıradan görüntüden başkası yok etrafımızda. İçimizde de o yumru. Unutmadık, unutamayız, hep aklımızda. Aklımız hep Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de, Silopi’de, Silvan’da, Dargeçit’te…
İş yerlerimizdeki suskunluğu ve aldırmazlığın rahatını bozmayı, hatırlamayı ve hatırlatmayı görev biliyoruz. Aşağıdaki görselleri bunun için hazırladık. Umudumuz; suskunluk içinde birbirimize ulaşmanın ve “barışa ses ver” demenin, sesi çoğaltmanın bir aracı olsunlar.

Dağıtmak için görsellerden almak isterseniz bize byisciler@gmail.com adresine yazarak ulaşabilirsiniz.

Yazar K